Ölüm bize ne uzak ,bize ne yakın ölüm
Ölümsüzlüğü tattık ,bize ne yapsın ölüm?
Erdem Beyazıt
Boğucu bir ağustos günü, öğleden sonra. Sirkeci Tren İstasyonu her zamanki kalabalığıyla uğulduyor.Peronda bir yığın insan koşturmaca içinde.Kimi geliyor kimi gidiyor kadını,erkeği,yaşlısı,genci,çocuğuyla.Ot
uzlarında bir kadın hırsla çekiştiriyor çocuğunun elini,arada azarlamayı da unutmuyor.İstasyona girişte simitçiyi görmüş çocuk,belli ki simit istiyor , " param yok dedim sana ,eve gidince doyurursun karnını ! " diyor anne." Ama ben aç değilim ki? " diyor çocuk ,anne daha çok kızıyor " aç değilsen niye para harcatacaksın madem bana ? . "Çok güzel kokuyordu ama aa .." diyor çocuk.
Kırklarında bir kadın ,onları izliyor biraz buruk , biraz öfkeli ,sesini çıkartmıyor.Oysa çoktan yanlarına varıp kendisinden daha genç olan anneyi paylayacak hatta simidi kendisinin almasını önerecekken ,vazgeçiyor.
Tren raylarına bakıyor kırklarındaki kadın.Bir ileri bir geri ,mahpushanede volta atarmışçasına dolanıyor peronda.Durup yine raylara bakıyor sonra dönüp otuzlarındaki anneyle simit isteyen çocuğa bakıyor ,devam ediyor volta atmaya.
Uzaktan yaklaşan trenin sesi duyuluyor,peronda hareketlenme başlıyor.Otuzlarındaki anneyle çocuk da heyecanlanıyorlar diğer yolcular gibi.Kırklarındaki kadın sakin.Bir raylara bakıyor bir otuzlarındaki anneyle çocuğa.Tren yaklaşıyor ,yaklaşıyor,yaklaşıyor.Kırklarındaki kadın biraz huzursuzlaşır gibi oluyor.Dönüp yeniden çocuğa bakıyor.Kendi çocuklarının o yaştaki halleri geliyor gözlerinin önüne ,simit isteyen çocuğa gülümsüyor,kendi çocuğuymuşçasına." Ağlama,ben sana simit alacağım kuzum" diyecek oluyor , vazgeçiyor.
Tren giriyor perona.Tren ve kırklarındaki kadın bakışıyorlar,tren göz kırpıyor," yapamazsın ki " diyor:Kadın öfkeleniyor ,"yapacağım"..."Yapamayacaksın çünkü simit isteyen çocuğu sevdin" diyor tren " ona kıyamazsın, senden sonra kalacak kanlı görüntüler simit kokusuyla karışacak o çocuğun hafızasında ve hayatı boyunca çıkmayacak ,bunu göze alamazsın " .Kırklarındaki kadın düşünüyor "korkuyor muyum acaba ? " diyor ,hayır bu korkudan çok merhamete benziyor.Simit isteyen çocuğa kıyamıyor."Merhamet etmeyene merhamet edilmezmiş"
" Merhamet et bana Ya Rabbim" diyor kırklarındaki kadın.
Bir ay önce aldığı tahlil sonucu mide kanseri teşhisini doğruluyordu doktoru." Ümitsiz olmamak gerek,tıp ilerledi,tedaviye başlayacak ve bekleyeceğiz" .Son 3 ay içinde otuz üç kilo birden kaybetmişti mide kanamaları nedeniyle.Bilmişti kanser olduğunu ,doktorun sözleri sadece onaylamaktı.Kaybedecek ne kalmıştı ki hayatta ya da beklediği ?
Tren yanaşmış bile perona.Otuzlarındaki kadın simit isteyen çocuğunu çekiştirmeye devam ederek kalabalığın içinde trene biniyor .Kırklarındaki kadın da dizleri titreyerek peşlerinden ....
Yapamıyor kırklarındaki kadın ,tren gülümsüyor ve düdüğünü öttürerek hareket ediyor.
Emel Süpürür
23/12/2010
İstanbul
Yazı Atölyesi Ev Ödevimdir..
Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı
9 Ocak 2011 Pazar
Yoğurtçu Arif Amca
Yoğurtcu Arif Amca
Çıngırağın sesini duyduğunda kadın,sofrayı kurmaya çalışıyordu.Hemen küçük kızını çağırdı.” Çabuk al şu tası ve parayı .Yoğurtçu Arif Amca geçiyor,git bir kilo yoğurt al da gel sofraya.Çabuk,çabuk ! Kaçırma Arif Amcanı,koş,koş diyorum sana ! ”
Küçük kız telaşla koştu sokağa.Yoğurdu çok seviyordu. Bütün gün yoğurt yese sanki doymayacaktı.Ama özellikle üstündeki kalın kaymağına bayılıyordu.Sokağın başına baktı . Yoğurtçu , omuzundaki ağaç askısına yerleştirdiği yoğurt tepsilerini yere indirmiş ve başına toplanan birkaç komşuya yoğurt tartmaya çalışıyordu.Sıraya girdi,beklemeye başladı küçük kız.
Yoğurtçu Arif Amca hem babasının seyyar esnaf arkadaşlarından biriydi hem de mahalleden komşularıydı.”İnekçiler” de derdi mahalleli onlara.O zamanlar mahallede apartman denen koca koca binalar yükselmeye başlamamıştı henüz.Hemen herkesin oturduğu evler bahçeli,küçük,şirin evciklerdi.Belki bir iki tanesi iki-üç katlıydı.Çoğunun bahçesinde koyun,keçi ya da tavuk beslenirdi tek tük de olsa.Ama tavuk hemen herkeste vardı.Kimse bakkaldan yumurta almayı bilmezdi.Evdekilere yetecek kadar yumurta verirdi tavuklar.Daha fazlasını kim ne yapsın?
Yoğurtçu Arif’in ailesi inek beslerdi kocaman bahçelerinde.Süt ihtiyacı olan komşular ellerinde tencerelerle inekçilere gider ve alüminyumdan yapılmış litre kabıyla tencerelerine süt dolduran Arif’in karısından sütlerini satın alırlardı.Kalan sütü de geniş alüminyum tepsilere mayalar ve ertesi gün satması için kocasının ağaç omuz askısına takardı Münire Teyze.Nereli olduklarını bilemiyordu çocuk inekçilerin.Ancak kendi yaşıtı sayılabilecek kızlarıyla evcilik oynarken ,kızların şiveli konuşmalarına hep gülesi gelirdi.Daha sonraları ,yaşı ilerleyip de şiveleri ayırt etmeye başlayınca ,Rumeli göçmenlerinden olduklarını düşünmeye başlamıştı ,anılarında canlandıkça inekçiler.
Sıra kendisine gelmişti .Elindeki tası ve parayı uzattı.Yoğurtçu küçük kızın gözlerine baktı ve nereye dikildiğini gördü.Küçük kız tepsinin kenarına yığılmış yoğurt kaymaklarına bakmaktan kendini alamıyordu . “ Kaymak da mı istiyorsun ? “ dedi Arif. “ Hı-hı “ dedi küçük kız. “Anan kızmasın sonra ? “ “ Babam korur beni “ dedi ufaklık. Yoğurtçu tasa kaymakları ve yoğurdu koyarak el terazisiyle tartmaya başladı.Bir kiloyu biraz geçmişti,kızın parası bir kilo içindi. “ Olsun “ dedi içinden Yoğurtçu.Kızın kaymağı ne kadar çok sevdiğini iyi biliyordu.Bebekliğinden beri tanıyordu kızı ve özellikle kaymağa düşkünlüğünü hep gülerek hatırlardı.Tartma işi bitti ,tası kızın eline tutuşturdu. “ Sakın tasa dikme gözlerini,yola bak,düşersin ,anandan bir ton sopa yersin,dikkat et. Babana selam söyle.” “ Baş üste” dedi küçük kız ve sevinçle yoğurt tasını kucaklayarak eve doğru hızla yürümeye başladı.
Birkaç adım atmıştı ki ,gözleri tasın içindeki kaymaklara takıldı.Arif amca ne demişti? Tasa sakın bakma ,gözün yolda olsun,takılır ,düşersin” . Olsundu , düşmeden, kaymakların hepsini eve varana kadar yer bitirirdi . Ve o açlıkla parmaklamaya başladı. Tadı ağzına yayıldıkça kaymağın ,kendini rüyada sanıyordu ufaklık.Yedi,yedi,yedi.
Kapıya gelmişti bu sürede.İttirdi kapıyı ve içeri girdi.Annesi holde bekliyordu kendisini. “Nerede kaldın? Yemek soğudu sofrada ,tez git,gel demedim mi sana? “ dedi kadın.”Tez gidip geldim anneciğim ama Yoğurtçu Amcamın başı kalabalıktı ancak sıra geldi bana.” Dedi ve elindeki tası annesine uzattı ,biraz da çekinerek ve korkuyla. Kadın çocuğun kendisine uzattığı tasa uzandı,elinden aldı ve gözleri öfkeyle parladı. “ Yine mi kaymak doldurttun verdiğim parayla ve hepsini yolda parmaklayıp yedin .Ha ? Sana soruyorum , cevap ver çabuk.” “Ama anne ! “ diyecek oldu küçük kız. “ Sus mızıldanma .Sana kaç kez dedim ,o kaymaklarda sokağın bütün tozu ,kiri toplanıyor .Sonra da kalkıp hepsini iştahla yiyorsun. Ömrüm senin hastalıklarınla mı geçecek benim ? Hem bu kalan yoğurt kime yetecek? “ “ Söz veriyorum ,bir daha yapmam anne,ne olur kızma.” dedi.Ama ,biliyordu ki bu sözünü asla tutamayacak. Dayak yeme ihtimaline bile razıydı. Çünkü her şeyden vazgeçerdi kaymaktan asla…
Kaydol:
Yorumlar (Atom)





